Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

(İstanbul 1915 – 2005)
Türk resminde toplumsal içerikli resim anlayışının önde gelen isimlerinden biri olan Nuri İyem, Güzel Sanatlar Akademisi ile 1933 yılında tanışır. Öğreniminin ilk yılını Nazmi Ziya Atölyesi’nde tamamlar, ilerleyen yıllarda yakın dostu olacak olan Ahmet Hamdi Tanpınar’dan teorik dersler alır. 1937’de birincilikle mezun olduğu bu okula (Ragıp Gökcan ile birlikte) 1940 yılında Leopold Levy yönetiminde açılan Yüksek Resim Bölümü’nde çalışabilmek için geri gelir. Fakat artık cüssesi ve endamıyla bir adam, sanata bakışıyla bir ressam olmuştur. Nitekim bir yıl içerisinde toplumsal gerçekçi sanat anlayışını savunan bir grup arkadaşıyla birlikte Yeniler Grubu’nun kuruluşunda yer alır. 1944 yılında ise, adını akademi tarihine yazdıracak bir başarı sergiler İyem. Yüksek Resim Bölümü’nün yarışmasını ‘Nalbant’ adlı yapıtı ile kazanarak, ikinci kez akademiden birincilikle mezun olur.

İyem, bir süre Resim-Heykel Müzesinde Halil Dikmen’in yardımcısı olarak çalışır. 1946’da ilk kişisel sergisini, Beyoğlu’nda bir mobilya mağazasında açar. Ankara, İstanbul ve İzmir’de duvar resimleri uygular. 1950’li yıllarda, İstanbul’un ilk özel galerisi Maya’da kişisel sergiler yapar. Yurt dışında devlet tarafından düzenlenen karma sergilere yapıt verir. İki yıla yakın tutuklu olarak yaşar.

1950’den sonra yöneldiği soyut resim anlayışını 1960’lı  yıllarda figür resminin temsil gücüne tekrar bırakır. Köyden kente göç eden insanların, gecekondu yaşamından sahnelerin yer aldığı ve özellikle de adıyla özdeşleşecek olan kadın portreleri ile izleyicinin karşısına çıkar.

Tanpınar’ın, “bir heykel kadar sımsıkı, yeşil mehtap aydınlığı kadar zarif, geçmiş zamanın havasını içinde taşıyan eski fresk ve ikonalar kadar yalın” dediği bu kadın yüzleri, aslına bakılırsa sanatçının politik dünyasının izleriyle yüklüdür. Köyden kente göçün yoğunlaştığı, bireye ait sosyal hakların kadınlar aleyhine işlediği bir dönemin ürünüdür bu yüzler. Mahur, çekingen, güzel, utangaç ve melankolik halleri ile bu yüzler, hem ölen ablasının hayali imgesi hem de zamanı aşan ikonik bir sembol olarak İyem’in sanatının billurlaşmış bir örneğidir. Sanatçının aynı tarihlerde gerçekleştirdiği, Anadolu gerçeğine ulusalcı bir bakışla yaklaştığı ‘göç’ resimlerinde de, çalışan, emeğini topraktan çıkaran kadınlar sembolize edilmektedir. Nuri İyem’in bugüne kadar üzerinde çok durulmayan en karakteristik işleri portreleridir. 

Aliye Berger’den Nasip İyem’e, Rıfat Ilgaz’dan Erdoğan Saydam’a kadar farklı sosyal kesimden insanı keskin bir gözlem gücüyle kayda geçiren İyem, kendisine model olan kişilerin ruh halini, tercih ettiği rengin ve biçim anlayışının içerisine yedirir. Kişinin iç dünyası, resmin her santimetrekaresine yayılan bir atmosfer oluşturmaktadır. İyem’in aradığı şey benzerlik değil, yüzün gizledikleridir.

Nuri İyem’in neredeyse 70 yıla uzanan sanat yaşamı birbirinden beslenen temalar üzerine kuruludur. Bu temalar aynı zamanda onun dünya görüşünün uzantılarıdır. Kendisinin de söylediği gibi, biçim değil, o biçimi var eden içerik ilgisini çekmekte ve bu içeriği, ele aldığı temanın ortaya çıkması için yönlendirmektedir. Sanatın saf bir iletişim şekli olduğuna inanan tüm sanatçılar gibi o da, katıksız bir şekilde yüreğindekileri açmaya ve dünyanın görünüşüne anlam katmaya çalışmaktadır.

İyem, Ulus’taki evinde 90 yaşında vefat etmiştir.
 
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player